27
Cuma Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da egemenliğin mutlak sahibi, her türlü eksiklikten uzak, üstün ve her işi hikmetli olan Allah’ı tesbih ediyor. ﴾1﴿ Ümmîlere kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyacak, onları arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler. ﴾2﴿ Henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da (elçi gönderilmiştir). O üstündür, her işi hikmetlidir. ﴾3﴿ Bu Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. ﴾4﴿ Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer. Allah’ın âyetlerini yalan sayan kavmin misali ne kötü! Allah zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz. ﴾5﴿ De ki: “Ey yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin!” ﴾6﴿ Ama onlar daha önce yapıp ettikleri yüzünden asla ölümü istemeyeceklerdir. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir. ﴾7﴿ Şöyle de: “Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.” ﴾8﴿ Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. ﴾9﴿ Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz. ﴾10﴿ Ama onlar bir ticaret veya eğlence görünce ona yönelip seni ayakta bırakıverdiler. De ki: “Allah’ın nezdinde olan, eğlenceden de ticaretten de üstündür. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.” ﴾11﴿
Münâfikûn Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Münafıklar sana geldiklerinde, “Tanıklık ederiz ki sen gerçekten Allah’ın elçisisin” derler. Senin hiç kuşkusuz kendi elçisi olduğunu Allah elbette biliyor; ama Allah tanıklık eder ki münafıklar (inandık derken) kesinlikle yalan söylemektedirler. ﴾1﴿ Onlar yeminlerini kalkan edinip Allah yolundan yan çizmişlerdir. Onların yaptıkları ne kadar çirkin! ﴾2﴿ Şöyle ki, onlar sözde inandılar ama gerçekte inkâr ettiler; bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir; artık anlayıp kavrayamazlar. ﴾3﴿ Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir (böyle güvendeymiş gibi görünürler). Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar! ﴾4﴿ Onlara “Gelin, Allah’ın resulü sizin için bağışlama dilesin” dendiğinde başlarını çevirirler ve büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. ﴾5﴿ Bağışlanmaları için Allah’a dua etmişsin veya etmemişsin onlar için birdir. Allah onları asla bağışlamayacaktır. Şüphesiz Allah günaha saplananları doğruya eriştirmez. ﴾6﴿ Onlar, “Resûlullah’ın yanındakilere geçimlik bir şeyler vermeyin ki etrafından dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır; ama münafıklar anlamıyorlar! ﴾7﴿ Şöyle diyorlar: “Hele Medine’ye dönelim, o zaman güçlü olan zayıf olanı oradan çıkaracak!” Halbuki asıl güç ve izzet Allah’ındır, resulünündür, müminlerindir; fakat münafıklar bunu bilmezler! ﴾8﴿ Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır. ﴾9﴿ Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın. ﴾10﴿ Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. ﴾11﴿
Tegâbün Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah’ı tesbih ediyor. Egemenlik O’nundur ve hamd O’na mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter. ﴾1﴿ Sizi yaratan O’dur. Ama kiminiz inkâr, kiminiz iman ediyor. Allah yapıp ettiklerinizi görmektedir. ﴾2﴿ Allah gökleri ve yeri hikmetli olarak yarattı, size şekil verdi, şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş de ancak O’nadır. ﴾3﴿ Göklerde ve yerde olanları bilir, gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı da bilir ve Allah kalplerin derinliklerinde olanı da bilmektedir. ﴾4﴿ Daha önce inkâr edip de yaptıklarının cezasını tadanların haberi size ulaşmadı mı? Onlar için elem verici bir azap daha vardır. ﴾5﴿ Çünkü onlara peygamberleri açık kanıtlarla gelmişlerdi de onlar, “Bir beşer mi bizi doğru yola çıkaracak?” deyip inkâr etmişler ve ona sırt çevirmişlerdi. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O her türlü övgüye lâyıktır. ﴾6﴿ İnkârcılar asla diriltilmeyeceklerini iddia ediyorlar. De ki: “Hayır, öyle değil! Rabbime yemin ederim ki mutlaka diriltileceksiniz. Sonra da yapıp ettikleriniz size bildirilecek.” Bu da Allah’a göre kolaydır. ﴾7﴿ Şu halde Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz vahiy ışığına iman edin. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır. ﴾8﴿ Toplanma günü için sizi bir araya getireceği zaman; işte o, kayıp ve kazancın (kime ait olduğunun) ortaya çıkacağı zamandır. Kim Allah’a iman eder, dünya ve âhirete yararlı işler yaparsa Allah onun kötülüklerini örter ve içinde ebedî olarak kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. ﴾9﴿ İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlara gelince, onlar cehennemliktir ve orada ebedî olarak kalacaklardır. Ne kötü son! ﴾10﴿ Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah’a iman ederse Allah onun gönlünü doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilmektedir. ﴾11﴿ Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin. Sırt çevirirseniz bilin ki elçimizin görevi açık bir tebliğden ibarettir. ﴾12﴿ Allah; O’ndan başka tanrı yoktur; müminler de yalnız O’na dayanıp güvensinler. ﴾13﴿ Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan da size düşman olanlar vardır, onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü ve bağışlayıcı davranırsanız, şüphesiz Allah da çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir. ﴾14﴿ Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfat ise Allah’ın katındadır. ﴾15﴿ O halde gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının; dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olmak üzere başkaları için harcayın. Kim nefsinin bencilliğinden korunursa işte kurtuluşa erecekler onlardır. ﴾16﴿ Allah’a güzel bir borç verirseniz O da bunu size fazlasıyla öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını bol bol verir, cezada ise acele etmez. ﴾17﴿ Allah, akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilir; O üstündür, hikmet sahibidir. ﴾18﴿
Talâk Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Ey peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve bekleme sürelerini iyice hesap edin. Rabbiniz Allah’a saygısızlıktan sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa kendisine yazık etmiş olur. Bilemezsin ki; belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarıverir. ﴾1﴿ Sürelerinin sonuna ulaştıklarında onları ya uygun biçimde tutun yahut onlardan uygun biçimde ayrılın; içinizden adaletli iki kişiyi şahit tutun ve şahitliği Allah için özenle yerine getirin. İşte Allah’a ve âhiret gününe inananlara öğütlenen budur. Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. ﴾2﴿ Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. ﴾3﴿ Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar ile âdet görmeyenler hakkında tereddüt ederseniz onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süreleri ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir. ﴾4﴿ İşte bu, Allah’ın size indirdiği buyruğudur. Evet, kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ona büyük bir karşılık verir. ﴾5﴿ O kadınları, durumunuza uygun olarak kendi oturduğunuz yerde oturtun ve onların imkânlarını daraltmak yoluyla kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer gebe iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını karşılayın. Sizin hesabınıza (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara karşılığını ödeyin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. Anlaşmakta zorlanırsanız bu durumda o erkeğin hesabına başka bir kadın emzirecektir. ﴾6﴿ Varlıklı olan varlığından harcasın, rızkı daralmış bulunan da Allah’ın kendisine verdiği kadarından harcasın. Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır. ﴾7﴿ Rabbinin ve elçilerinin emrine karşı direnen nice memleket halkını şiddetli biçimde hesaba çekip bilinmedik görülmedik azaba çarptırmışızdır. ﴾8﴿ Böylece yaptıklarının cezasını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur. ﴾9﴿ Allah onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Şu halde Allah’a karşı gelmekten sakının, ey iman etmiş akıl sahipleri! İşte Allah size bir uyarı indirdi. ﴾10﴿ İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye size Allah’ın apaçık âyetlerini okuyan bir elçi gönderdi. Kim Allah’a iman eder, rızâsına uygun davranırsa, onu içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte böylece Allah ona gerçekten güzel bir rızık ihsan etmiştir. ﴾11﴿ Yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratan Allah’tır. Allah’ın gücünün her şeye yettiğini ve yine Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilesiniz diye O’nun buyruğu gelip, bunlar arasında (bütün evrende) sürekli gerçekleşir. ﴾12﴿
Tahrîm Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını, eşlerini hoşnut etmek arzusuyla niçin kendine haram kılıyorsun? Bununla beraber Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. ﴾1﴿ Allah size (belli durumlarda) yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır; O bilendir, hikmet sahibidir. ﴾2﴿ Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir şey söylemişti. Eşi bunu başkalarına aktarıp Allah da durumu peygambere açıklayınca peygamber bunun bir kısmını anlattı, bir kısmından vazgeçti. Eşine konuyu anlatınca o, “Bunu sana kim haber verdi?” diye sordu. “Her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana bildirdi” diye cevap verdi. ﴾3﴿ İkiniz de Allah’a tövbe ederseniz (çok iyi olur), çünkü kalpleriniz eğrilmişti. Ama peygambere karşı bir dayanışma içine girecek olursanız bilin ki herkesten önce Allah onun dostu ve koruyucusudur, sonra da Cebrâil ve iyi müminler. Melekler de bunların ardından onun yardımcısıdır. ﴾4﴿ Eğer sizi boşayacak olursa rabbi ona, sizin yerinize sizden daha iyi olan, Allah’a teslimiyet gösteren, yürekten inanan, içtenlikle itaat eden, tövbe eden, kulluk eden, dünyada yolcu gibi yaşayan, dul ve bâkire eşler verebilir. ﴾5﴿ Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır. ﴾6﴿ Ey inkâr edenler! Bugün bahane üretmeyin! Sadece yapmış olduklarınızın cezasını çekiyorsunuz. ﴾7﴿ Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar. O gün Allah, peygamberi ve onunla aynı imanı paylaşanları utandırmaz. Onların nuru önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken şöyle derler: “Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.” ﴾8﴿ Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir ve bu ne kötü bir sondur! ﴾9﴿ Allah, inkâr edenlere Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misal vermektedir: Onlar kullarımızdan iki erdemli kişinin nikâhı altındaydılar ama onlara ihanet ettiler. Dolayısıyla kocaları da Allah’tan gelen cezaya karşı onları koruyamadı ve kendilerine, “Haydi, diğer girenlerle birlikte girin bakalım ateşe!” dendi. ﴾10﴿ Allah iman edenlere de Firavun’un karısını misal vermektedir: O, “Rabbim!” demişti, “Yüce katında, cennette benim için bir ev yap; beni Firavun’dan ve yaptıklarından kurtar ve beni bu zalimler topluluğundan da selâmete çıkar!” ﴾11﴿ İmrân kızı Meryem’i de (misal vermiştir): O iffetini çok iyi korumuştu, biz de ona ruhumuzdan üfledik; o, rabbinin sözlerini ve kitaplarını hep tasdik etti ve o içtenlikle itaat edenlerdendi. ﴾12﴿
Mülk Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Mutlak hükümranlık elinde olan Allah aşkındır, cömerttir ve O’nun her şeye gücü yeter. ﴾1﴿ Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. ﴾2﴿ Yedi göğü birbiriyle tam bir uygunluk içinde yaratan O’dur. Rahmânın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? ﴾3﴿ Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir. ﴾4﴿ Gerçek şu ki biz yakın göğü kandillerle süsledik. Ayrıca bunlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. ﴾5﴿ Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir varış yeri! ﴾6﴿ Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. ﴾7﴿ Cehennem neredeyse öfkesinden çatlayacak! Oraya her bir grup atıldıkça, muhafızları onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. ﴾8﴿ Şöyle cevap verirler: “Evet, doğrusu bize bir uyarıcı (peygamber) gelmişti; fakat biz onu yalancılıkla itham etmiş ve ‘Allah hiçbir şey göndermemiştir; siz gerçekten büyük bir sapkınlık içindesiniz!’ demiştik.” ﴾9﴿ “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!” diye de ilâve ederler. ﴾10﴿ Böylece günahlarını itiraf etmiş olurlar. O alevli ateşin mahkûmları artık rahmetten mahrumdurlar. ﴾11﴿ Görmedikleri halde rablerinden korkup saygı duyanlara gelince, onları da hem bir bağışlanma hem de büyük bir ödül beklemektedir. ﴾12﴿ Sözünüzü ister gizleyin isterse açığa vurun; unutmayın ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. ﴾13﴿ Yaratan bilmez olur mu? O, bütün inceliklerin farkındadır ve her şeyden haberdardır. ﴾14﴿ Yeryüzünü sizin için kullanışlı hale getiren O’dur. Üzerinde dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyip için; (ama unutmayın ki) dönüş yalnız Allah’adır. ﴾15﴿ Göktekinin sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız yeryüzü altüst olmuş! ﴾16﴿ Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir fırtına göndermeyeceğinden emin misiniz? Uyarılarımın ne demek olduğunu yakında anlayacaksınız! ﴾17﴿ Onlardan öncekiler de (dinimi) asılsız saymışlardı; ama verdiğim ceza da nasıl olmuştu? ﴾18﴿ Üstlerinde kanatlarını aça kapaya uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları (havada) Rahmân’dan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir. ﴾19﴿ Peki, Rahmân’a karşı size yardım edecek askerleriniz kimler? İnkârcılar sadece derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar. ﴾20﴿ Yahut Allah lutfettiği rızkı kesiverse size rızık verebilecek olan kim? Hayır! Onlar azgınlıkta ve haktan sapıp uzaklaşmakta ısrar ediyorlar. ﴾21﴿ Şimdi (düşünün, önünü görmeden), yüzüstü sürünen mi hedefe erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi? ﴾22﴿ De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!” ﴾23﴿ De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; sadece gelip O’nun huzurunda toplanacaksınız.” ﴾24﴿ “Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” derler. ﴾25﴿ De ki: “O bilgi yalnız Allah’a mahsustur, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.” ﴾26﴿ Ama onu yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kara çıkacak ve (kendilerine), “İşte sizin isteyip durduğunuz budur!” denilecektir. ﴾27﴿ De ki: “Beni ve beraberimdekileri Allah yok eder veya bizi esirgerse (söyler misiniz), inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak olan kimdir?” ﴾28﴿ De ki: “O, Rahmân’dır; biz O’na iman etmiş ve O’na güvenip dayanmışızdır. Kimin düpedüz bir sapkınlık içinde olduğunu yakında anlayacaksınız!” ﴾29﴿ Bir de şunu sor: “Suyunuz çekiliverse size yerden kaynayan suyu kim getirebilir?” ﴾30﴿
Kalem Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Nûn. Kaleme ve (yazanların) onunla yazdıklarına andolsun ki sen -rabbinin lutfu sayesinde- asla deli değilsin. ﴾1-2﴿ Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir ödül vardır. ﴾3﴿ Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin. ﴾4﴿ Aranızdan hanginizin aklı bozuk olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. ﴾5-6﴿ Doğrusu, yolundan sapan kimseyi en iyi bilen rabbindir; hidayete erenleri de en iyi bilen O’dur. ﴾7﴿ Şu halde seni yalancılıkla itham edenlere boyun eğme! ﴾8﴿ İstedikleri şudur: Sen tâviz veresin ki, onlar da tâviz versinler. ﴾9﴿ Olur olmaz yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp iğneleyen, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günahkâr, huysuz ve kaba, üstelik karakteri bozuk kimselere, serveti ve çocukları var diye sakın boyun eğme. ﴾10-14﴿ Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der. ﴾15﴿ Yakında onun alnına (cehennemlik) damgasını vuracağız! ﴾16﴿ Biz, vaktiyle şu bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi onlara da belâ verdik. Hani bahçe sahipleri, (“Allah izin verirse” gibi) bir kayıt koymaksızın sabah erkenden bahçenin mahsulünü kesinlikle devşireceklerine yemin etmişlerdi. ﴾17-18﴿ Fakat onlar uykudayken rabbin tarafından gelen kuşatıcı bir âfet bahçeyi sarıverdi de bahçe kesilip kurumuş gibi oldu. ﴾19-20﴿ Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: ﴾21﴿ “Eğer devşirecekseniz erkenden tarlanızın başına gidin!” ﴾22﴿ Derken yola koyuldular. Birbirlerine şöyle fısıldıyorlardı: ﴾23﴿ “Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın!” ﴾24﴿ Amaçlarını, planladıkları gibi gerçekleştirmek üzere erkenden yola düşüp gittiler. ﴾25﴿ Bahçeyi gördüklerinde ise, “Herhalde yanlış yere gelmişiz; yok yok, ürünü kaybetmişiz” dediler. ﴾26-27﴿ İçlerinden aklı başında olan biri şöyle dedi: “Ben size, ‘Allah’ın yüceliğini dile getirmelisiniz’ dememiş miydim?” ﴾28﴿ Şöyle cevap verdiler: “Rabbimizin şanı yücedir; doğrusu biz haksızlık etmişiz.” ﴾29﴿ Ardından, birbirlerini kınamaya başladılar: ﴾30﴿ “Yazıklar olsun bize!” dediler, “Gerçekten biz azmış ve sapmıştık. ﴾31﴿ Belki rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Biz rabbimizden bunu diliyoruz.” ﴾32﴿ İşte ceza budur. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi! ﴾33﴿ Şüphesiz Allah’a itaatsizlikten sakınanlar için rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır. ﴾34﴿ Öyle ya, emrimize boyun eğenleri o günahkârlarla bir mi tutacağız? ﴾35﴿ Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? ﴾36﴿ Yoksa elinizde okuduğunuz bir kitap var da orada istediğinizin sizin olacağı mı yazılı? ﴾37-38﴿ Yoksa, “Neye hüküm verirseniz o mutlaka sizindir” diye tarafımızdan lehinize verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var? ﴾39﴿ Sor onlara: İçlerinden kim buna kefil oluyor? ﴾40﴿ Yoksa onların (kendilerine akıl veren) ortakları mı var? Doğru söylüyorlarsa haydi getirsinler ortaklarını! ﴾41﴿ O büyük korku ve dehşet günü gelip de secdeye çağrıldıklarında bunu yapamazlar; ﴾42﴿ O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. Halbuki onlar, yapabilecek durumda iken de secdeye çağrılmışlardı. ﴾43﴿ Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak! Biz onları, bilemeyecekleri bir şekilde yavaş yavaş azaba doğru çekeceğiz. ﴾44﴿ Onlara mühlet veriyorum; ama benim planım çok sağlamdır! ﴾45﴿ Yoksa, sanki sen onlardan bir ücret istiyorsun da bunun ağırlığı altında kalmaktan mı çekiniyorlar? ﴾46﴿ Yahut gayb bilgisine sahipler de oradan mı alıp yazıyorlar? ﴾47﴿ Sen rabbinin hükmüne sabret; balığın yuttuğu (Yunus) gibi olma. Hani o, öfkeli bir halde bağırıp çağırmıştı. ﴾48﴿ Rabbinin lutfu imdadına yetişmeseydi o mutlaka kınanmayı hak etmiş olarak ıssız bir sahaya atılacaktı. ﴾49﴿ Fakat rabbi onu seçip sâlihlerden eyledi. ﴾50﴿ O inkârcılar Kur’an’ı işittikleri zaman, seni gözleriyle devireceklermiş gibi bakar, “Şüphe yok o bir delidir” derler. ﴾51﴿ Oysa Kur’an, âlemler için öğütten başka bir şey değildir. ﴾52﴿
Hâkka Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
O gerçekleşecek büyük olay (kıyamet)! ﴾1﴿ Nedir o büyük olay? ﴾2﴿ O büyük olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin! ﴾3﴿ Semûd ve Âd, kapılarını çalacak felâketi asılsız saymışlardı. ﴾4﴿ Semûd kavmi çok şiddetli bir depremle helâk edildi. ﴾5﴿ Âd halkı ise dehşetli bir kasırga ile yok ediliverdi. ﴾6﴿ Allah o kasırgayı ardarda yedi gece, sekiz gün onların üzerine gönderdi. Öyle ki (orada bulunsaydın), o kavmi devrilmiş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün. ﴾7﴿ Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun? ﴾8﴿ Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler (halkı) hep o günahı işlediler. ﴾9﴿ Rablerinin elçisine karşı geldiler, O da onları amansız bir şekilde yakalayıp cezalandırdı. ﴾10﴿ Bir zamanlar sular coştuğu vakit sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık; ﴾11﴿ Bunu sizin için ibretli bir ders olsun ve kulaklardan hiç çıkmasın diye yaptık. ﴾12﴿ Sûra bir defa üflendiğinde; ﴾13﴿ Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir defa çarptırılarak darmadağın edildiğinde; ﴾14﴿ İşte o gün olacak olur. ﴾15﴿ Gök yarılır, o gün (bütün) bunların düzeni çökmüştür. ﴾16﴿ Melekler göklerin etrafındadır. O gün rabbinin arşını bunların da üstünde olan sekiz (melek) yüklenir. ﴾17﴿ O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz. ﴾18﴿ Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki “Alın kitabımı okuyun; ﴾19﴿ Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.” ﴾20﴿ Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir; ﴾21﴿ Meyveleri kolayca devşirilebilir yüce bir cennettedir. ﴾22-23﴿ Onlara “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak âfiyetle yiyin için” denir. ﴾24﴿ Kitabı sol tarafından verilene gelince o, “Keşke” der, “Bana kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! ﴾25-26﴿ Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi! ﴾27﴿ Malım bana hiç fayda sağlamadı; ﴾28﴿ Güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti.” ﴾29﴿ (Ve şöyle emredilir:) Onu yakalayıp bağlayın; ﴾30﴿ Sonra onu alevli ateşe atın! ﴾31﴿ Sonra da (diğerleriyle birlikte) onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire dizin! ﴾32﴿ Çünkü o, ulu Allah’a iman etmezdi; ﴾33﴿ Yoksulu doyurmayı özendirmezdi. ﴾34﴿ Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur. ﴾35﴿ Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur! ﴾36﴿ Onu da günahkârlardan başkası yemez. ﴾37﴿ Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, ﴾38-39﴿ Kur’an elbette değerli bir elçinin sözüdür. ﴾40﴿ O bir şair sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! ﴾41﴿ O bir kâhin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! ﴾42﴿ O, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir. ﴾43﴿ Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, ﴾44﴿ Elbette onu kıskıvrak yakalardık. ﴾45﴿ Sonra onun can damarını koparırdık. ﴾46﴿ Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız. ﴾47﴿ Doğrusu Kur’an, takvâ sahipleri için bir öğüttür. ﴾48﴿ İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz. ﴾49﴿ Muhakkak o, kâfirler için de derin bir pişmanlık sebebidir. ﴾50﴿ O, gerçekten kesin bilginin kendisidir. ﴾51﴿ Şu halde ulu rabbinin adını noksanlıklardan tenzih et! ﴾52﴿
Meâric Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Birisi, huzuruna yükselmenin birçok yolu bulunan Allah katından inkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabın gelmesini istedi. ﴾1-3﴿ Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar. ﴾4﴿ Şimdi sen güzelce sabret. ﴾5﴿ Doğrusu onlar o azabı ihtimalden uzak görüyorlar. ﴾6﴿ Biz ise onu yakın görmekteyiz. ﴾7﴿ O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur. ﴾8﴿ Dağlar da atılmış renkli yüne döner. ﴾9﴿ Dost dostunun halini sormaz olur. ﴾10﴿ Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın! ﴾11-14﴿ Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir. ﴾15-16﴿ Haktan yüz çevirip uzaklaşmak isteyeni ve mal toplayıp üstüne oturanı kendine çağırır. ﴾17-18﴿ Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır. ﴾19﴿ Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur. ﴾20﴿ Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz. ﴾21﴿ Ancak namaz kılanlar başka; ﴾22﴿ Namazlarını devamlı kılanlar; ﴾23﴿ İsteyene ve yoksun kalmışa mallarından belli bir hak tanıyanlar; ﴾24-25﴿ Hesap gününün doğruluğuna inananlar; ﴾26﴿ Rablerinin azabından çekinenler -ki rablerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz-; ﴾27-28﴿ İffetlerini koruyanlar -ki eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar; ama kim bunun ötesine geçmeye kalkışırsa böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir-; ﴾29-31﴿ Emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler; ﴾32﴿ Şahitliklerini dosdoğru yapanlar; ﴾33﴿ Namazlarının gereklerini titizlikle yerine getirenler; ﴾34﴿ İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar. ﴾35﴿ O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar. ﴾36-37﴿ Üstelik bir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor? ﴾38﴿ Asla! Biz onları, şu bildikleri şeyden yaratmışızdır. ﴾39﴿ Doğuların ve batıların rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter, kimse bizim önümüze geçemez. ﴾40-41﴿ Bırak onları, kendilerine geleceği hususunda uyarıldıkları güne ulaşıncaya kadar boş şeylere dalıp oyalanadursunlar! ﴾42﴿ O gün onlar, bir hedefe çabucak varmak istercesine süratle kabirlerinden çıkarlar. ﴾43﴿ O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. İşte başlarına geleceği konusunda uyarıldıkları gün o gündür. ﴾44﴿
Nûh Sûresi
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
Biz Nûh’u, “Kendilerine can yakıcı bir azap gelmeden önce halkını uyar” diyerek kavmine gönderdik. ﴾1﴿ Şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. ﴾2﴿ Allah’a kulluk edin; O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin; ﴾3﴿ Ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve size belirli bir vadeye kadar süre tanısın. Şüphesiz Allah’ın belirlediği vade geldiğinde artık ertelenmez. Keşke bilseydiniz!” ﴾4﴿ Nûh, “Rabbim” dedi, “Doğrusu ben kavmimi gece gündüz hakka çağırdım; ﴾5﴿ Fakat benim çağrım sadece kaçışlarını arttırdı. ﴾6﴿ Kendilerini bağışlaman için ben onları ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; elbiselerini başlarına bürüdüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler. ﴾7﴿ Yine de ben onları açıkça çağırmaya devam ettim. ﴾8﴿ Onlara açık da söyledim, yerine göre gizli de söyledim.” ﴾9﴿ Dedim ki: “Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır. ﴾10﴿ (Dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. ﴾11﴿ Mallar ve oğullar vererek sizi desteklesin, size bahçeler versin ve sizin için ırmaklar akıtsın. ﴾12﴿ Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? ﴾13﴿ Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır. ﴾14﴿ Görmüyor musunuz Allah yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yaratmıştır? ﴾15﴿ Onların içinde ayı bir ışık, güneşi ışık kaynağı yapmıştır. ﴾16﴿ Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir. ﴾17﴿ Sonra sizi yine oraya döndürecek ve yeniden çıkaracaktır. ﴾18﴿ Allah yeryüzünü sizin için sergi gibi döşemiştir ki onda geniş yollar edinip dolaşabilesiniz.” ﴾19-20﴿ Nûh, “Rabbim, dedi, doğrusu bunlar beni dinlemediler, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka bir şeye yaramayan kimseye uydular. ﴾21﴿ Onlar çok büyük tuzaklar kurdular. ﴾22﴿ İnsanlara dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yegūs’tan, Yeûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin! ﴾23﴿ Gerçekten de birçoklarını saptırdılar; (Rabbim!) sen de artık bu zalimlerin şaşkınlıklarını arttır!” ﴾24﴿ Sonunda günahları yüzünden tûfanda boğuldular, ardından ateşe atıldılar, kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar. ﴾25﴿ Nûh “Rabbim” dedi, “Yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi sağ bırakma! ﴾26﴿ Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve sadece günahkâr nankör nesiller yetiştirirler. ﴾27﴿ Rabbim! Beni, annemi babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helâk et.” ﴾28﴿
Devam Edecek